1.08.2009

ABDU-HÛ” ve “RASÛLU-HÛ” 4

İslâm’ın dünyaya yayılmaya başlayışının 10. yılına yaklaşırken, biraz da okuyucularımıza Efendimiz Aleyhisselâm’ın kıyâmet alâmeti olan hâdiselere ait bazı hadislerinden nakiller yapmak, sonra da kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz..

İşte Efendimiz`in son günlere dair anlattıklarından bazıları:

"Ruhum kudret elinde olan Allah`a yemin edrim ki, bir adam kabir yanından geçerken, kabir yüzünden değil, birbirini takibeden dünyevi belâ ve musibetler yüzünden ölümü daha kolay görerek:
-Keşke bu kâbirde yatan ben olsaydım.. diye temenni etmedikçe kıyâmet kopmaz..."

( Sahihi Buhari ve Müslim)


"Fırat nehrinin suyu çekilerek, altun hazinesini açıklaması zamanı yaklaşıyor.. Her kim o arada bulunursa, o hazineden birşey almasın... Aksi takdirde ölür veya öldürülür..
Fırat nehrinin suyu çekilip, altından dağ ortaya çıkmadıkça kıyamet kopmaz.. Bu hazine yüzünden kıtâl vukû bulur.. Her yüz kişiden 99 u ölür.. Her kişi, yalnız ben kurtulurum diye ümitlenir, kıtâle katılır.."
" Kufe`de kırmızı bir rüzgâr esmişti. Derken:
-Kıyâmet saati geldi, ya Rasûlullah !. demekten başka bir konuşma hâli olmayan bir adam çıkageldi..
Anlatan Abdullah İbni Mes`ud, sözün burasında doğruldu ve şöyle devam etti.

-“Miras taksim olunmadıkça ve ganimetle ferahlanmadıkça kıyamet kopmaz.” dedi.. Bundan sonra da eliyle Şam tarafını işaret ederek şöyle devam etti:
- Pek çok düşman, müslüman halk ile harb etmek için (ordu ve silâh) toplarlar.. İslâm ehli de onlarla harbetmek için (ordu ve silâh) toplarlar.. Ravi:
- Bu sözünle Rum`ları mı kastediyorsun?. diye sorar..
- Evet..
İşte kıtâl sırasında büyük bir saldırma ve çetin bir red etme olur..
Şöyle ki: Müslümanlar ölüm kalım harbi yapacak ve ancak gâlip olarak dönecek olan bir fedâiler birliğini ordunun ilerisine çıkartırlar.. Bu birliklerden önce fedâiler yok olup gitmişlerdir..
Neticede Islâm ordusu da, düşman ordusu da geri döner.. İki ordudan hiç biri gâlip değildir, fakat iki ordunun da öncüleri mahvolup gitmiştir..

Sonra müslümanlar gene en önde ölüm kalım savaşı yaparak ve ancak gâlip olarak geri dönecek öncüler çıkartırlar..
Müteakiben tekrar gece bastırana kadar ölesiye savaşılır.. Gece bastırınca iki taraf da gene geri çekilir..
Sonra üçüncü defa gene böyle bir birlik çıkartılır.. Fakat akşama kadar iki tarafın fedaisi de mahvolduğu halde, gene iki taraf da galip değildir..
Artık dördüncü günde Islâm ordusunun bakiyesi onlar üzerine hücuma geçer. Bunu takiben Allah, hezimeti düşman üzerine kılar ve öyle muazzam bir öldürüşme ve kıtâl olur ki, misli görülmeyecek bu kıtâlin.. Hatta kuş cinsi, çarpışan o ordu fertlerinin yanlarından uçar da, bir türlü onları geride bırakamaz, nihâyet ölü olarak yere düşer..
(Harb o kadar çetin ve yok edici olur ki) bir baba, (meselâ) yüz fert olan oğullarının hepsini harbe hazırlayıp yollar da, sonunda onlardan bir tekinin dışında başka kimsenin kalmadığını görür..
Artık sonunda hangi ganimetle ferahlanılır?.. Yahut miras aralarında bölünüp paylaşılabilir?."

"Müslümanlarla yahudiler arasında çok kanlı bir muharebe olmadıkça kıyâmet kopmaz.. O muharebe de müslümanlar yahudileri tamamiyle kırıp öldürecekler.. (Bu yahudi mahvı o kadar umumi olur ki..) Hattâ bir yahudi taş yahut ağaç arkasına gizlenir, akabinde o taş veya ağaç:
- Ey müslüman, Ey Allah`ın kulu, şu arkamda saklanan kimse yahudidir, binanaleyh gel de onu öldür !.. Der.. "
" Ben Rasûlullah Aleyhisselâm’dan işittim:
“Kıyâmet, Rumlar insanların en çoğu oldukları halde kopar !.. buyuruyordu..
Bunun üzerine Amr:


  • Andolsun, sen bunu söylüyorsan, muhakkak onlarda şu dört haslet vardır:
    O zaman onlar, insanların fitne anında en akıllıları ve hâlimi;
    musibetten sonra en süratle sıhhat ve iyiliğe dönenleri;
    firardan sonra hücuma geçme zamanı en yakın olanları;
    miskin, zaif ve yetimler için insanların en hayırlı olanları;
    bir de beşinci sıfatları vardır ki ;
    meliklerin zulmünü en çok men edenlerdir.. “dedi.


" Ümmü Seleme (r.a) dan...
Rasûlullah Aleyhisselâm buyurdu:
-Bir kimse Kâbe`ye sığınır. (Yanındakilerle birlikte.)
Onların kendilerini himaye edecek kimseleri, kendi kendilerini koruyacak nüfus sayıları, harp hazırlık malzemeleri bulunmamaktadır.
Onlara doğru bir ordu gönderilir..
Bu ordu Beydâ mevkiine geldiği zaman toptan yere batırılır..
Artık onlardan kaçıp da, kendilerinden olanlardan haber verecek olan bir kimse kurtulamaz..."


"Hayret verici bir hâdise gördüm:
Ümmetimden bir kısım insanlar Kâbe`ye sığınmış bir adam sebebiyle, Kâbe`yi kastederek geliyorlar.. Nihâyet onlar Beydâ`ya ulaştığı zaman yere batırıldılar..
Ashab sorar:
- Ya Rasûlullah, şüphesiz ki yol bir çok insanları bir araya toplayabilir ?.. (Onlar ne olacak)
- Evet, onların arasında, bilerek bu işe kastedip gelenler; icbar edilerek götürülenler ve onların kafilesinden olmayan diğer yolcular da vardır.
Bunların hepsi bir helâk ile helâk olacaklar da, kıyâmet gününde çeşit çeşit çıkış yerlerinden çıkacaklardır.. Allah onları niyetlerine göre diriltecektir. "


"İki müslüman kılıçları ile birbirlerine yönelip vuruştukları zaman, öldüren de, ölen de ateştedir; buyuruldu, Rasûlullah Aleyhisselâm tarafından.. Bunun üzerine soruldu:
- Ya Rasûlullah, öldüren böyle; peki ölen neden böyle ?..
- Ölen de arkadaşını öldürmek istemiştir.."
" Şüphesiz ki, Allah arzı benim için dürüp devşirdi de bu sebeple ümmetimin mülk ve tasarrufu arzdan bana, dürülüp toplanan yerlere kadar ulaşacaktır...


Bana kırmızı ve beyaz iki hazine verildi ve ben Rabbımdan ümmetimi bir kıtlık senesiyle helâk etmemesini;
Kendi nefislerinden başka herhangi düşmanı onlara musallat kılıp da cemaat ve varlıklarının hepsini kökünden kazıyıp helâk etmemesini talep ettim..


Rabbım :


-Ya Muhammed, ben bir hüküm verdiğim zaman artık o red olunmaz !.. Ben, sana, ümmetinin lehine, onları umûmi kıtlık ile helâk etmemeyi, onlar üzerine nefislerinden başka bir düşman musallat etmemeyi ve dolayısıyla yeryüzünün bütün etrafında bulunanlar toplansa bile köklerini ve cemiyetlerini kazıyıp helâk etmemeyi teminat verdim..
Nihâyet, senin ümmetin, birbirlerini helâk eder ve birbirlerini esir alır olmakta devam edecektir.."



"Sizler bir cânibi karada, bir cânibi deryada olan bir şehir işittiniz mi?.. Sahabiler:
- Evet, işittik, ya Rasûlullah ?.
- Ishak oğullarından 70 bin kişi o beldeye gaza etmedikçe kıyamet kopmaz..
Bu gaziler o beldeye gelip, konakladıkları zaman, silâh ile harb etmezler, ok da atmazlar..


Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber derler..
Bunun üzerine o şehrin iki cânibinden biri düşer.. Sonra ikinci defa
Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber” diyecekler.. Akabinde şehrin diğer cânibi de düşecektir..
Sonra üçünçü defa bu sözü tekrar edecekler.. Bunu tâkiben kendileri için bir gedik açılacak ve buradan şehre girecekler ve ganimetlere nail olacaklardır.. Gaziler ganimetleri taksim etmekle meşgul bulundukları sırada birden bire imdat isteyen bir feryatçı gelir ve:
-Muhakkak DECCAL çıkmıştır, der !..
Bunun üzerine gaziler her şeyi terkederek geri dönerler."(*)



(*)Şehrin bu fethinin kıyâmete yakın ve Deccal’in zuhûrundan evvel olacağı, çetin bir harp yapmaksızın, sadece zikir ile tahakkuk edeceği bildirilmektedir...


Bu hadis-i şerif ile ilgili gördüğümüz için Sultan Fâtih ile bir veli olduğu nakledilen Akşemsettin arasındaki konuşmaya surada yer vermek istiyorum:
“Sultan Mehmet’in çeşitli kimseler tarafından İstanbul gazasından menidlmek istendiğini duyan Akşemsettin, Sultan Mehmet’e şu bilgiyi verdi:


-Evvelâ kostantiniyye’yi Sultan Mehmet fethedecektir...Sonra Beni Esfer alır. Beni Esfer elinden de MEHDÎ alır...”(Tezkiretül Evliya, Sayfa:161)(M.Z.K)


Bir sabah Rasûlü Ekrem Aleyhisselâm Deccal`dan bahsederken, onu zem ve tahkir etti.. Ve onun ne büyük bir belâ olduğunu belirtti.. Öyle ki, biz onu Nahl civarında zannettik.. Vakta ki Onun yanına gidince, bizdeki hüzün ve teessürü anladı da:
- Size ne oluyor ?. Dedi..
- Ya Rasûlullah, sabahleyin Deccal`dan bahis açarak, onu tezyif etiniz ve ne büyük bir belâ ve fitne olduğunu söylediniz.. Hatta biz onun Nahl denilen yerde olduğunu zannetmiştik.. dedik.. Bunun üzerine:
-Sizin için en çok korktuğum Deccal`dan başkalarıdır.. Sizin için, Deccal`dan daha çok başka şerlilerden korkarım!..
Şayet Deccal, ben sizin yanınızda iken zuhûr ederse, yalnız başıma onu ilzam ve davasını iptal edebilirim.. Eğer ben aranızda değilken çıkarsa, artık herkes kendisini müdafaa edip, onun şerrinden korunmalıdır.. Zaten Allahû Teâlâ, her müslümanı onun şerrinden himaye buyuracaktır..


Deccal, son derece kıvırcık saçlı, gözü dışına fırlamış bir gençtir..


Ben onu sanki Katan oğlu Abdül Uzza`ya benzetiyorum.. Her kim, Deccal`e yetişirse, ona karşı KEHF Sûresinin evvelinden ve âhirinden on sûre okusun.. Bu âyetler, sizi onun tasallutundan korur...
Deccal, Şam ile Irak arasındaki yoldan yoldan çıkıp, Arapların üzerine yürüyecek..


Seriyyelerini sağa sola götürüp, şerlerinden hiç bir kimse emin olmayacaktır..
O zamanda mevcut olan ey müminler, dininizde sebat ediniz !..


-Ya Rasûlullah, yer yüzünde ne kadar kalacaktır ?..
-Kırk gün kalacak, bir günü bir sene, ve bir günü bir ay, ve bir günü de Cuma kadar.. Diğer günleri de sizin günleriniz gibi olacaktır..
Ya Rasûlullah, bir sene hükmünde olan o günde, bize bir günün namazı kifâyet eder mi?.. diye soruldu.. Rasûlu Ekrem:
- Hayır kifâyet etmez !.. Siz, ona göre namaz vakitlerini tahmin ve takdir ediniz.. Her yirmidört saati, normal günler gibi zamanlara ayırarak, beş vakitlik namazlarınızı kılınız..
Ya Rasûlullah, Deccal`in sürat-i seyri nasıldır ?..



-Şiddetli rüzgâr önünde bulut sürati gibi mesafe kateder.. Bir kavmin yanından geçer, onları, “Kendisinin Rabları olduğuna inanmaya” davet eder.. Onlar da ona iman ve icâbet ederler.. O da bulutlara emreder, yağmur yağar; yere emreder, istidrac kabilinden otlar biter.. Hayvanlar da meralardan fevkalâde besili ve sütlü olarak dönerler..
Sonra Deccal başka bir kavme gelir, onları da “Kendisinin Rableri olduğuna inanmaya” davet eder.. Lâkin onlar bu daveti kabul etmeyip, reddederler.. Ve tevhid dininde sebat ederler.. Deccal onların yanından döner; bu defa o kavimden yağmur kesilir, otlar kurur.. Mera olmadığı için hayvanlar da ölür.. Mal nâmına ellerinde hiç bir şey kalmaz..
Deccal harap bir yere uğrar; oraya: “Define, madenlerini çıkar deyince” deyince, bal arılarının beylerini takip ettikleri gibi, defineler de süratle Deccal`i takip ederler..


Sonra Deccal tam mânâsıyla kuvvetli bir genci ulûhiyetine iman etmeye davet eder.. Kabul etmediğinden dolayı öfkelenerek, o delikanlıya bir kılıç havale eder ki, hedefe atılmış ok gibi süratle, delikanlının vucudunu birbirinden bir hedef kadar uzak iki parçaya böler.. Onu tekrar hayata kavuşturduktan sonra, yine ulûhiyetine inanmaya davet eder.. Delikanlı beşûş bir çehre ile güler..
-Bu adam nasıl iflâh olabilir ?.. der..


Delikanlı bu vaziyette iken, Allah`u Teâlâ, Meryem`in oğlu Mesih (İsa) yı gönderir..
İsa Aleyhisselâm, boyanmış iki hulleye bürünmüş, ellerini de iki meleğin kanatları üzerine koyarak Dımeşk (Şam)ın doğusundaki Minare-i Beyza`ya iner..
Başını eğince, hamamdan çıkmış gibi, tertemiz bir halde terler.. Başını kaldırdığı zaman da, saçlarından inci taneleri gibi nurâni damlalar iner.. O`nun soluğunu koklayan kâfir mutlaka ölür.. O nefes, göz alabildiği yere kadar uzanır..



İsa Aleyhisselâm Deccal`i aramaya koyulur.. Nihâyet onu Bâbı Lut`ta, (Beyti Makdis`e) yâni (Kudus`e) yakın bir yerde yakalar ve öldürür..


Sonra Hazreti İsa`nın yanına, Deccal`in şerrinden Allah`ın muhafaza buyurduğu bir kavim gelir.. İsa Aleyhisselâm , onlara ikram olmak üzere, yüzlerini mesheder. Onların korkularını izâle eder.. Cennetteki derecelerini haber verir.. Bu sırada Allahû Teâlâ Hazreti İsa`ya şöyle vahyeder:


-Ben, sana, itaat ve inkiyaf eden bir cemaat meydana getirdim. Hiç kimsenin onları öldürmeye gücü yetmez. O kullarımı Tur dağında muhafaza et, buyurulur..
Cenâb-ı Hak, Yecüc ve Mecüc denilen iki büyük kavmi gönderir..


Bunlar yüksek yerlerden akın edeceklerdir.. İlk kafile Teberiye gölüne uğrayıp, oradaki suları tamamen içecekler, ikinci kafile de oradan geçecek ve vaktiyle burada çok su varmış diyecekler.
Sonra Beyti Makdis dağına yürüyecekler ve yer yüzündekileri öldürdük, şimdi sıra göklere geldi, geliniz de gök yüzündekileri de öldürelim diyecekler, oklarını göklere doğru atacaklar... Allahû Tealâ onların attığı okları, istidrac olmak üzere, kana bulamış bir halde onlara iade edecek.
İsa Aleyhisselâm ve ashabı Tur dağında mahsur kalacaklar.. Öyle ki muhasaranın şiddetinden bir öküz başı, onlardan her biri için, bügünki paranızla yüz dinardan daha hayırlı olacak..
Bunun üzerine Nebiyullah İsa Aleyhisselâm ve ashabı, onların belâsından halâs için Allah`a yalvaracaklar.. Allahû Teâlâ onların dualarını kabul edip, Yecüc ve Mecüc kabilelerinin enselerine Nugaf denilen küçük kurtlar veya mikrop musallat eder. Sabahleyin çılgınların hepsi de, Allah`ın kudretiyle tek bir nefes gibi bir anda helâk olurlar. Sonra, İsa Aleyhisselâm ve ashabı, Tur dağından aşağı inerler.. Yer yüzünde onların kokmuş lâşelerinden hâli bir karış yer bulamazlar..
Yine İsa Aleyhisselâm ve ashabı Allah`a yalvarırlar da, Cenâbı Hak deve boynu gibi kuşlar gönderir. Onlar lâşeleri alıp, Allah`ın istediği yere atarlar..
Sonra Cenâb-ı Hak pek çok yağmur indirir de, ondan hiç bir ev ve çadır mahsun kalmaz..


O yağmur bütün yer yüzünü yıkar, ayna gibi tertemiz, yemyeşil bir hâle getirir..
Sonra yeryüzüne; meyvalarını verir, evvelki gibi, onun kabuğu ile gölgelenirler.. Meraya gönderilen koyun, sığır, keçilerin de sütleri bereketli olur.. Öyle ki sağmal devenin sütü, kalabalık bir cemaatı, sığırındaki bir kabileyi; koyunun sütü de, yakın akrabadan bir cemaatı doyurur..
İşte bunlar böylece bolluk içinde, böylesine müreffef bir hayat geçirirken, Cenâbı Hak hoş bir rüzgâr gönderir. Bu lâtif rüzgâr, halkı koltuklarda; her mümin ile müslimin ruhunu kabzeder. Ortada en şerli insanlar kalır...
O zamanda, insanlar yekdiğeriyle boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen erkekler ile kadınlar cinsi münasebette bulunurlar.. İşte bu fena adamlar üzerine de kıyamet kopar.. "


"Muhakkak ki, Deccal`in iki gözünün arasında KÂFİR yazılmıştır.. Onun amelini kerih görüp sevmeyen herkes o yazıyı okur..
Şunu kati olarak biliniz ki, sizden hiç bir kimse ölünceye kadar, Aziz ve Celil olan Rabbını asla göremeyecektir.."


" Rasûlullah, namazını bitirince güler bir halde mimber üzerine oturdu da;
- Herkes namaz kıldığı yerinden ayrılmasın !.. Buyurdu.. Sonra da sordu:
- Sizleri niçin topladığımı biliyor musunuz?.. Sahabiler:
- Allah ve Rasûlu en iyi bilendir !. Rasûlullah buyurdu:
- Allah`a yemin ederim ki, ben sizleri ne bir rağbet ve ne de bir korkudan dolayı toplamadım.. Sizi toplamamın sebebi şudur:
Temim ed Dâri Hırıstiyan bir kişiydi.. Geldi ve biat edip İslâm Dini’ne girdi. Ve bana öyle bir hâdise anlattı ki, onun söylediği bu hâdise, benim sizlere Mesih Deccal hakkında anlattıklarıma uygun düşmektedir..
Bana hâdiseyi şöyle anlattı:
Cüzam ve Lâim kabilelerinden 30 kişiyle beraber, denize ait bir gemiye binmiş, dalgalar da bu gemideki yolcuları deniz ortasında bir ay çalkalayıp oyalamış.. Sonra gemiyi bir adaya yaklaştırıp oraya sığınmışlar... Müteakiben, büyük geminin arkasında yedekte çekilen sandallara binip geceye kadar beklemişler.. Sonra adaya çıkmışlar.. Kendilerini gövdesi pek çok kıllı bir dabbe karşılamış; öylesine kıllı imiş ki, bu yüzden önünü arkasından ayırt edememişler..
Gemi halkı o dabbeye sormuşlar:
-Sen nesin ?.. O da :
-Ben Cessase`yim !.. Cevabını vermiş.. Sonra da o mahluk konuşmaya devam etmiş:
-Ey topluluk, siz şu hırıstiyan manastırındaki adama gidiniz.. Çünkü o, sizin haberinizi çok şiddetle arzu eder !..
Bu dabbe bize bir adamı tahsis kılınca, biz onun dişi bir şeytan olmasından korktuk ve süratle yürüyüp, nihâyet manastıra girdik.. Orada, cüsse bakımından, gördüğümüz insanların en irisi olan, iki eli boynuna, diz kapaklarıyla topukları arası birbirine demirle çok sıkı bir sûrette toplanıp bağlanmış bir insan ile karşılaştık..
- Vay canına sen kimsin ?.. diye sorduk.. O :
- Sizler benim haberimi aldınız.. Binâenaleyh, siz kimler olduğumu bana haber verin !..
Dedi..
Gemi halkı :
-Biz, Arab kavminden bir takım insanlarız.. Deryaya bir gemiyle açıldık.. Akabinde mutadın üstünde dalgayla karşılaşıp, bir ay deniz ortasında çalkalandık.. Sonra şu adaya sığındık.. Müteakiben yedekdeki sandala binip adaya çıktık.. Derken bizi vucudu çok kıllı ve bu yüzden önü arkası ayırt edilemeyen bir dabbe karşıladı.. Biz:
-Sen kimsin ?.. diye sorduk;
-Ben Cessase`yim !.. Dedi.. Biz :
-Cessase nedir?. Dedik
-Hırıstiyan manastırında bulunan şu adama gidin; Çünkü o sizin haberinizi öğrenmeyi çok arzu eder .. Dedi.. Bunun üzerine biz süratle koşup sana geldik.. O dabbeden de korktuk, onun bir dişi şeytan olup olmadığını anlayamadık..
-Sordu:
-Bana, Şam`da bir köy olan Nahl-ı Beysan`dan haber verin..? dedi..
-Sen onun halinden ne soruyorsun ?.. dedik..
-Hurmalarından soruyorum !. Onlar meyva veriyor mu?.. dedi.. Biz ona :
- Evet, veriyor !.. dedik..
- Muhakkak onun meyva vermeme zamanı yaklaşıyor !.. Dedi..
- Bana Taberiye gölünden haber verin ..? dedi..
-Sen onun hangi halinden haber istiyorsun ?. diye sorduk..
- Onda su var mıdır ?.. dedi. Biz de:
- Onun suyu çoktur !.. cevabını verdik..
-Haberiniz olsun ki, onun suyunun çekilip gitmesi zamanı yaklaşıyor.. dedi..
-Bana Şam`ın kıble canibinde bulunan Aynu Zugâr`dan haber verin ?.. dedi..
-Aynu Zugâr`ın hangi hâlinden soruyorsun ?.. dedik..
-O pınarda bir su var mı?.. Ve oranın ahalisi o pınarın suyu ile ziraat yapıyorlar mı? diye sordu..
- Evet, o suyu bol bir pınardır.. Ahalisi de o pınarın suyundan ekip, ziraat yapıyorlar.. dedik..
- Bana NEBİYYÜL ÜMMİYYİN`den haber verin ?. O ne yapıyor ?..
- Mekke`den çıkıp Yesrib`e ( Medine) geçti !.. Cevabını verdiler..
- Araplar O`nunla muharebe yaptılar mı?.. diye sordu..
- Evet, yaptılar.. Cevabını verdik..
- Allah Rasûlu onlarla nasıl geçiniyor?.. diye sordu..
-Arablardan kendisine dostluk gösterenler ve itaat edenlerle birlikte meydana çıkmıştır .. diye cevap verdik..
- Hakikaten bunlar oldu mu?.. dedi.. Biz:
- Evet, hepsi de oldu !. dedik..
-Muhakkak ki onların Allah Rasûlu’ne itaat etmeleri kendilerine bir hayırdır..
Şimdi be sizlere kendimden haber vereceğim.. Ben Mesih (Deccal)im !.. Bana çıkmak hususunda müsaade verilecek zaman yaklaşıyor.. Müsaade edilince, ben yeryüzünde seyr ederim de, artık kırk gece içerisinde kendisine inmediğim hiç bir şehir bırakmam...


Ancak, Mekke ile Medine müstesnadır.. Bunların her ikisi de bana haram kılınmıştır.. O iki beldeden birine girmek istedikçe, beni elinde sıyrılmış bir kılıçla bir melek karşılar ve beni oraya girmekten men eder.. Muhakkak ki o şehirlere giren her bir yol üzerinde, o yolları koruyup beklemekte olan bir takım melekler vardır..



Rasûlullah bunları anlattıktan sonra, elindeki âsâsı ile mimberi dürterek, Medine`yi kastederek;
-İşte bu Taybe`dir (Medine)... İşte bu Taybe`dir.. Buyurdu.. Haberiniz olsun, ben bunu sizlere söylemiş oldum mu?..
Diye orada bulunanlara sordu.. Mecliste bulunanlar:
-Evet, haber verdin, ya Rasûlullah !. Rasûlullah:
-Temim`in anlattığı bu hâdise benim hoşuma gitti.. Zîrâ, o, benim sizlere Deccal`den Medine ve Mekke`den olmak üzere anlattıklarıma uygun düşmüştür..
Haberiniz olsun ki ; O, Şam denizinde, yahut Yemen denizinde... Hayır !.. O, muhakkak, maşrık (doğu) tarafındadır.. O, muhakkak doğu tarafındadır!.. Ve eliyle doğuyu işaret etti..."
Rasûlullah Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur :
-İki büyük İslâm ordusu birbiri ile harb etmedikçe, kıyâmet kopmayacaktır.. İki camianın ikisi de bir iddiada oldukları (İkisi de İslâm ve Hak iddiasında bulundukları) halde, aralarında büyük bir harb olacaktır..
Yine kıyâmet kopmayacaktır; 30 a yakın yalancı mel`ün Deccal`ler türemedikçe.. Bu Deccal`lerin hepsi de; “Ben Allah`ın peygamberiyim iddiasında” bulunmadıkça....
Yine kıyâmet kopmayacaktır; (dini ilme sahip âlimlerin ölümüyle) İslâmî ilim inkizara uğramadıkça.. Zelzeleler çoğalmadıkça... Zaman takarrub edip, geceyle gündüz bir olmadıkça... Fitneler zuhûr etmedikçe.. Adam öldürme vakaları çoğalmadıkça..
Yine kıyâmet kopmayacaktır; aranızda mal çoğalıp, sel gibi akmadıkça... Bir derecede çoğalacak ki, mal sahibi malının zekâtını kim kabul eder diye endişelenecek.. Hattâ mal sahibi bazı kimselere zekât vermek isteyecek, fakat zekât arzettiği kimse; benim zekâta ihtiyacım yok diyecek..


Gene kıyâmet kopmayacak; halk yüksek apartmanlar yapmak yarışına çıkmadıkça... Ve bir


kimse obür şahsın kabri yanından geçerken, (keşke bunun yerinde ben olsaydım) diyerek ölümü temenni etmedikçe..


Güneş batıdan doğup, insanlar bu hâdiseyi görünce toptan iman edecekler, fakat bu iman, evvelce iman etmemiş olanlar, yahut imanında hayır ve fazilet kazanmayan kimselerin imanları, kendilerine fayda vermediği bir zamandır..
Muhakkak ki kıyâmet kopacaktır. Hem de, müşteri ile bayii pazarlığı bitmeden kopacak da, o pazarlık bitip libas devşirilemeyecektir"!

Evet, birkaç yazımızda da, çoğu Sahih-i Müslim adlı hadis kitabından aldığımız "Kıyamet Alâmetleri" ile ilgili bazı hadisleri yukarıda sizlere naklettik.. Bunlardan sonuncusu Sahih-i Buhari`de de mevcuttu.. Ayrıca gene bu hadislerin bazıları Riyazüs Salihiyn adlı hadis kitabından alınmıştır..
Şİmdi tekrar İslâmın 10. yılına geçiyoruz....

27.07.2009

“ABDU-HÛ” ve “RASÛLU-HÛ” 3

Büyük bir kısım Kureyş`li müşriklerin yürüttükleri bu hareket karşısında azınlıkta kalan diğer kısım pek ses çıkartamıyordu..
Nihâyet günün birinde Hişam bin Arm harekete geçti ve doğruca Zuheyr`in yanına giderek ona sordu:

- Ya Zuheyr, sen ne biçim adamsın ki, dayılarına karşı yapılan bu hareketlere tahammül edebiliyorsun?.. Onların aç - açıkta bırakılmasına göz yumabiliyorsun?.. Onlar bu halde olduğu halde sen rahatına bakıp, hayatını refah içinde sürdürebiliyorsun?. Seni dayınlar aleyhinde bir anlaşma imzalaman için Ebu Cehil`in davetine, icâbet ediyorsun!.
Halbuki sen Ebu Cehil`i kendi dayıları aleyhine böyle bir şeye davet etse idin, acaba o bunu kabul eder miydi?.. And olsun ki etmezdi.. Bilâkis seninle alay edip dönerdi.. Öyle ise sen ne diye susup oturuyorsun?.."

Zuheyr bu sözler karşısında bir zaman ne söyleyeceğini bilemeden susup kaldı..
Sonra Hişam`a hak vererek sordu:

- Ya Hişam; ben tek başıma bir adamım..
Tek başıma gelsem ne yapabilirim ki?...
Yanımda birileri daha olsa, elbette bu anlaşmayı bozmak için bir teşebbüse girişirdim..
Hişam bu suale rahatlıkla cevap verdi:

- İşte o adam hazır !..
- Kim o bulduğun adam?..
- Ben !..
Pek yeterli gelmedi bu sayı Zuheyr`e ve istedi bir kişi daha:
- O halde bir üçüncü kişi daha bul !..

Hişam bunun üzerine kalkıp kendisine yakın olduğunu bildiği Mu`tım bin Adyy`e gitti ve ona şöyle hitâbetti:

-Ya Mut`ım, şu bir kısım Kureyş`linin sözüne bakarak nasıl oluyor da Abdi Menaf oğullarından iki batın ailenin gözünün önünde helâk edilmesine göz yumuyorsun, şaşıyorum sana !..
Yemin ederim ki ben şahsen imkân bulsam hemen fesh ederim bu anlaşmayı...

- İyi ama ben tek başıma ne yapabilirim ki?.. Bir kişi daha olsa?.. Hişam hemen atıldı :
- İşte ben varım ya!.. Mut`ım pek yeterli bulmadı iki kişiyi:
-Sen bir üçüncü adam daha bul..? Hişam derhal üçüncü ismi de ortaya attı..
- Zuheyr bin ebi Umeyye !.. O da bizimle beraber düşünüyor.. Mut`ımin gene aklı yatmamıştı pek..
- Bir dördüncü kişi daha bulamaz mısın bize?..
Hişam bundan sonra kalkıp doğruca Ebul Bahteri`nin yanına vardı; öncekilere söylediklerini ona da tekrarladı ve arkadaşından sordu:

-Şimdi sen bu işe razı mısın?.. Ebul Bahteri de ötekilerin sormuş olduğu sual ile karşılık verdi:
- Bu iş bir iki kişi ile olmaz.. Başka adamlar da katılıyor mu bize?.. Hişam saydı katılanları..
Bundan sonra o gece bir yerde toplanıp ne yapacaklarını kararlaştırdılar.. Ertesi günü de ayrı ayrı Kureyş`in toplantı yerine geldiler.. İçlerinden bilhassa Zuheyr son derece iyi bir şekilde giyinmiş, ve son derece ağır ve kendisini saydıracak şekilde hareket ediyordu..
Evvelâ Kâbe`yi yedi kere tavaf etti.. Sonra da yanlarına geldi ve ağır bir şekilde konuşmaya başladı :

- Ey Mekke`liler.. Biz, en iyi bir şekilde giyinip, yiyip içerken, öte yanda bazı yakınlarımızı bir kaç basit meseleden dolayı darlık ve sefâlet içinde kıvrandıralım; onlara etmedik azapları bırakmayalım; her türlü alış verişten mahrum bırakalım, bu asla olacak şey değildir!..
Her birimizin uzaktan yakından akrabası olan o kişilerle akrabalık bağlarını koparmakta olan o zulüm ifadesi olan sayfa yırtılmadıkça, asla ben de aranızda oturmayacağım .. Böylece bilesiniz !..

İyice asabi bir halde Zubeyr`in bu konuşmasını takipeden Ebu Cehil nihâyet dayanamayarak patladı:

- Yalancının birisin işte !.. Asla o anlaşmayı yırtamazsın işte !..
O sırada Zem`a söze karıştı ve Ebu Cehil`e cevap verdi:
-Esas yalancı ve düzenbaz sensin !.. Zaten biz o anlaşmanın yazılmasına katılmamış ve tasvip etmemiştik..

Derken Ebül Bahteri de söze karıştı:

-Zem`a doğru söylüyor !.. Biz katiyyen o anlaşmayı imzalamadık ve hatta tasvip dahi etmedik..
Mut`ım de onların sözlerini tamamladı diğer köşeden:
-Andolsun ki ikiniz de doğru konuşuyorsunuz !.. Kim ki dediklerinizin aksini iddia eder, o da yalancının ta kendisidir.. Biz o sahifede yazılı olanlardan Allah`a sığınırız ..
Bunlardan sonra Hişam`da aynı şekilde söze karışınca, Ebu Cehil diyecek söz bulamadı.. Ve şöyle konuştu:
-Siz aranızda anlaşmışsınız.. Bu işe evvelden karar vermişsiniz.. Ve bundan sonra yerinden kalkıp gitti..

Bunun üzerine Mut`ım bin Adiyy yerinden kalktı, Kâbe`ye gidip orada yenisi yazılmış bulunan anlaşmayı aldı ve oradakilerin gözü önünde parçaladı... Sonra da bu beş kişi evlerine dönüp kılıçlarını kuşandılar ve müslümanların muhasara altında tutulduğu mahalleye gittiler.. İçerde bir çeşit hapis tutulanları çıkartıp herkesi yerli yerine bıraktılar..
Böylece tam üç seneye yakın bir zaman alan bu korkunç çileli muhasara sona ermiş oldu...

İşte Efendimiz Aleyhisselâm ile Hazreti Hatice`tül Kübra validemizin servetinin çok büyük bir kısmı, bu devre arasında, müslümanların çilesinin azaltılması için sarfolmuş idi..

Efendimiz Aleyhisselâm bir gün Mekke civarındaki vâdilerden birinde dolaşırken, Rükâne adlı birisine rastladı...
Rükâne o zamanı en ünlü ve yenilmez pehlivanı olup, bütün müşrikler onunla övünür ve sırtını yere getirecek bir kişinin çıkmamasından dolayı başka kabilelere etmediklerini bırakmazlardı..
Efendimiz Aleyhisselâm Rükâne`ye hitâb etti:

-Ya Rükâne, seni iman etmeye davet ettiğim Allah`tan korkmaz mısın ?..
-Eğer sözüne inansaydım, elbette korkardım ve sana tâbi olurdum.. Ama sana inanmıyorum ki..
Efendimiz Aleyhisselâm bunun üzerine üsteledi:
-Peki seni yenersem, benim sözümün doğruluğuna inanır mısın?..

Bu sözler Rükâne`ye hoş gelmişti..
Zîrâ bu güne kadar bir kişi çıkıp da kendisini yere yıkamamıştı.. Bol keseden attı..

-Eğer beni yenebilirsen, ben de sana iman ederim !.. Bunun üzerine Efendimiz Aleyhisselâm teklif etti:
-Kalk da güreşelim öyle ise..
Rükâne Efendimiz Aleyhisselâm’a sarılmak isterken, birden bire nasıl olduğunu anlayamadığı bir şekilde kendini yerde buluvermişti.. Bu durumda Rükâne neye uğradığını anlamadan şaşırıvermişti...
- Bunu saymam !.. Haydi bir daha yen bakalım !..
Gene ayağa kalktı ve Efendimiz Aleyhisselâm’ın üzerine geldi.. Fakat ne gezer; daha beline bile sarılamadan gene kendisini yerde buluverdi!.. Efendimiz Aleyhisselâm’ın ne yapıp da kendisini yere serdiğine bir türlü aklı ermemişti... Şaşkın şaşkın konuştu:

-Şüphesiz inandım ki sen bir sihirbazsın !.. Ben senin ne biçim güreştiğini asla anlayamadım..
Efendimiz Aleyhisselâm ona bir şey daha göstermek istedi inanması için:

- Sana bundan da büyüğünü göstereyim mi?
- Nedir o ?..
-Şu Semure ağacının buraya geldiğini görürsen bana inanır mısın?..
- Hayır, bunu yapamazsın !..
Efendimiz Aleyhisselâm ileride duran semure ağacına döndü ve seslendi:
- Allah`ın izniyle buraya gel !..
Ağaç bir anda, inanılmayacak bir şekilde yerinden hareket etti ve torağı yararak bütün kökleriyle dışarı çıkıp onların karşısına gelip durdu...

Rükâne korku ile heyecan arasında şaşkın bir halde afal afal seyrediyordu olanları..
Korku ile güç belâ konuşabildi:

- Hayatımda bundan daha büyük bir sihir görmedim.. Onu yerine gönderebilir misin şimdi de ?..
Efendimiz Aleyhisselâm tekrar ağaca hitap etti:
- Allah`ın izniyle dön yerine !.. Ağaç yerine dönmüştü...
Rükâne ise şaşkın bir halde oradan ayrılmış ve kavminin yanına gittikten sonra da bütün olup bitenleri onlara anlatmıştı.. Bazıları Rükâne`nin Mekke`ye döndükten sonra müslüman olduğundan bahseder...

22.07.2009

Hizir und Elias HIDIRELLEZ

"Eile her Hizir" sagt man bei uns, und ruft ihn wenn man in Not ist..

Hizir friede sei auf ihn,
erfahrte durch seiner Geburt vom Wasser des Lebens,
Elias und Alexander der große friede sei auf ihnen
und er
waren zusammen auf der suche nach dieser Quelle.

Elias und Hizir trennten sich auf der suche von ihm,
und treteten in das Land der Dunkelheit ein,
Fanden hier die Quelle und trinkten davon,
danach waren sie unsterblich..
Hizir ist auf dem Land der zu einem Hilfe Bittenden Eilt
und Elias ist auf dem Wasser der zu dem Hilfe Bittenden eilt.

Ihr Leben/Auftrag auf der Welt wird mit dem Tag des jüngsten Gerichts enden.
Hizir, Kann sich als irgendein Mensch Zeigen meistens sieht man ihn als einen Alten Mann mit positiver Ausstrahlung aber kann auch Unsehbar seinen dienst durchführen..

Man Glaubt sogar das man in der Arche Noah so gefährliche momente Erlebte, das sie nach ihm riefen,
Hizir (Hidr) und Elias treffen sich jeden 6 May am Bosphorus, unter einem Rosenbaum.. (also so Glaubt man in Anatolien )

21.07.2009

“ABDU-HÛ” ve “RASÛLU-HÛ” 2

Ayın ikiye bölünme mûcizesi Efendimiz Aleyhisselâm’ın,

basit yapılı insanların kafasına dank edercesine inen en büyük mûcizelerinden biridir..


“Mûcize”, bilindiği gibi, bir Nebî ve Rasûlün,

vazifesini halka ispat için gösterdiği, olağanüstü hadisedir..

Allah tarafından bir lütuftur..

Bu kelime sadece Nebî ve Rasûlün gösterdiği olağanüstü hâdiseler için kullanılır..

Ve bu hâdiseleri de Allah halkeder..
“Kerâmet” ise, Veli kullara mahsustur.

Takvâ yolunda, yâni Allah`ın istediklerini yapma yolunda ileri giden,

muttakî kullardan kendi istekleri dışında ve Allah`ın yarattığı olağanüstü hâdiselerdir..

Bu hâdiseler dahi,

o velinin tâbi olduğu Nebî veya Rasûlün bir mûcizesi mânâsını taşımaktadır..

Bu iki adın târif etiği hallerin dışında kalan olağanüstü hâdiseler ise “istidrac” adını taşır..

Bu hâdiselerin meydana gelmesine vesile olan kişiler,

ne bir Nebî veya Rasûl, ne de bir veli değildirler..

Ancak, Allah çeşitli sebepler ile o kişiyi imtihan etmek istemiştir

ve bu yüzden o olağanüstü hâdiseyi halkeder..

Yâni olağanüstü bir hâdisenin meydana gelmesine vesile olmuş bir kişi Nebî veya Rasûl veyahut

veli değil ise mutlaka İslâm Dini dışında olan bir kişidir ki;

ondan mutlak sakınmak gerekir..

Nitekim gelmesi yaklaştığı söylenen ve geleceğinden bir hadisi şerifte bahsedilen DECCAL, birçok olağanüstü hâdiseler gösterecektir..


Efendimiz Aleyhisselâm’ın risâlet vazifesini îfaya başlamasından sonra Kureyş!li müşrikler azmaya başlamışlar ve kendilerine birtakım olağanüstü hâdiseler gösterilmesini istemeye başlamışlardı.. Bu isteklerden bir tanesi de ayın yarılması idi..


Müşriklerin ileri gelenlerinden Velid bin Mugıyre,

Ebu Cehil, Esved bin Muttalib, As bin Hişam, Nadr bin Haris gibi bir çoğu,

bir gün toplu halde Efendimiz Aleyhisselâm’ın yanına geldiler ve şöyle konuştular:

-Eğer sen, hakikaten Rasûlulllah isen, ayı ikiye ayrılmış bir halde göster..

Ki onun bir yarısı Cebeli Kubeys`in üzerinde,

diğer yarısı da Cebeli Kuaykıan`ın üzerinde gözüksün bizlere..

Bu anormal istek karşısında Efendimiz Aleyhisselâm sordu:

-Eğer Allah bu isteğinizi yerine getirirse, sizler de iman edenlerden olur musunuz?..
Hep birlikte cevap verdiler...-

-Evet !. Bize bunu gösterebilirsen, biz de iman edenlerden oluruz..

Ayın 14. gecesi idi.. Efendimiz Aleyhisselâm , Alahû Teâlâ`dan niyazda bulundu;

ayın müşriklerin istediği şekilde ikiye bölünmesi için...

Ve ay, bir yarısı Cebeli Kebeys üzerinde,

diğer yarısı da Cebeli Kuaykıan üzerinde olmak üzere görünür oldu..

Efendimiz Aleyhisselâm bu durumda seslendi:
-Şâhit olunuz ya Ebi Seleme bin Abdülesed !.. Ya Erkam !.. Şâhit olunuz !..

Kureyş müşrikleri ise gözlerinin önünde cereyan eden bu hâdise karşısında büyük hayrete düştüler..

Fakat asla iman edemediler !..

-Bu da, Ebu Kebşe`nin oğlunun bir sihiridir !..

diyerek meseleyi ört bas etmeye çalıştılar..

Ebu Cehil ise fikrini söyledi:

-Dışardan gelecek olan yolcularımızı bekleyin..

O, sizi büyülemeye güç yetirse bile, bütün dünya halkını da büyüleyecek değil ya !..

Onlar görmemiş ise, o takdirde bunun büyü olduğu sarahaten ortaya çıkar !..

Bekleyelim bakalım, onlar da görmüşler mi?..
Yoksa görmemişler, haberleri bile mi yok !..
Ve böylece bir zaman beklediler..

Nihâyet seyahate gitmiş olanlar Mekke`ye dönmeye başladılar..

Gelenler Mekke`ye onbeş günlük yolda oldukları halde bu hadiseye şahid olmuşlardı..

Hepsi de teker teker görmüşlerdi bu hadiseyi..

Ancak bu hâdise de müşriklerin iman etmesi için bir vesile olmamıştı..

Onlar hâlâ inatlarında devam ediyorlar ve bunun bir sihir,

bir büyü olduğunu iddia ediyorlardı..

Böylelikle de başkalarının iman etmelerinin önüne geçmeye çalışıyorlardı..
Bu hâdise daha sonra inzâl olunan âyetlerde de açıklıkla belirtildi.

"Saat (kıyâmet) yaklaştı.. Ay da yarıldı.. Onlar, bir âyet, bir mûcize görseler yüz çevirip geçerler ve “Bu gelip geçici bir sihirdir” derler..
Yalanladılar ve heveslerine uydular
.. ( Kamer Sûresi)

(www.okyanusum.com)

20.07.2009

wer und was ist Hizir (Hidr)

Wer ist Hizir?

Der Vater von Hizir (Hidr) war ein König,
und sein Onkel war ein Astronom.
Seine Mutter die Königin war bei seinem Onkel in seinem Arbeitszimmer,
um sich Sterne Anzugucken und um was neues über den Sternen zu Erfahren,
der Onkel sagte:
"Heute wird ein Stern im himmel uns sehbar,
dieser Stern kommt alle 10.000 Jahre der Erde nah,
wenn ein paar sich in dieser nacht einigt,
bekommen sie einen Sohn,
dieser Sohn trinkt von dem "Wasser des Lebens" und hat ein langes Leben..
Wenn du den Stern siehst dann wecke mich, ich warte schon seit einer langen zeit darauf und werde mich ein bißchen hinlegen.."

Als der Astronom sich hinlegte und einschlief ging die Königin zum König,
Erzählte ihm was sein Bruder sagte,
darauf Einigten sie sich,
Sie wurde in dieser Nacht schwanger.

Danach weckte sie den Astronom aber der Stern war kaum noch zu sehen.

was ist Hizir?

Es ist eine art von Hilfe programm, in dir.
Jeder Gläubige sieht Hizir mehrmals am Tag,
aber nicht jeder Erkennt ihn,
Wenn jemand Allah um hilfe bittet ist Hizir einer der ersten Beauftragten der eingestellt wird, Genauso der Todesengel besucht jeden Mensch 4-5 mal am Tag,
Wenn man irgendwo etwas vom Tod hört ist er immer in der nähe!

Wie können diese Geshöpfe gleichzeitig in mehreren orten Erscheinen?
wie in einem Garten, 50 Menschen haben alle einen Spiegel in der Hand Jeder hat den Spiegel auf die Sonne gerichtet und hat eine Sonne in seiner Hand,
aber es gibt nur eine sonne.

mehr infos über Hizir folgt..

15.07.2009

HIZIR Erkennen

Ein junger Mann geht auf der straße
und ist auf der suche nach Hizir aleyhisselam,
er will ihn unbedingt sehen und sich im Glauben erweitern,
auf der anderen straßenseite sieht er einen alten Friedlichen mann in dessen Gesicht der Glaube zu sehen ist und der in die gegen richtung marschiert,
denkt er dieser weiß bestimmt wo Hizir ist,
rennt rüber stoppt ihn und fragt:
"Onkel ich suche Hizir, bitte bete für mich das ich ihn finde ich muss ihn unbedingt sprechen" woher soll er wissen das es Hizir ist der gerade vor ihm steht?

"Inshallah wirst du ihn finden mein Sohn" sagt der alte Mann, zeigt mit seiner Hand
"und er wird dir genauso nahe stehen"
Hebt ein stein vom boden auf
"und wenn du jemanden siehst der ein Stein vom Boden aufhebt und diesen Stein in seiner Hand zu Sand macht"
dabei presst er auf den Stein und macht ihn zu sand und läßt den sand auf den Boden fallen,
und redet weiter
"gebe acht dieser wird Hizir sein"
"Alles klar Onkel danke dir sehr ich werde darauf achten!"
sagt der junge Mann und sucht weiter nach Hizir : )