20.10.2010

die Farbe Gottes


"Dies ist die sıbgate (farbe) Allahs, und wer hat eine schönere farbe als Allah! Und Ihm dienen wir." 2:138 Q.K.

Weder bin ich dunkel wie das schwarze
und weder bin ich hell wie das weiße

denn meine Farbe ist grau











Auf diesen Beitrag bekam ich verschiedene Reaktionen, der eine sagte man kann Gott keine Farbe zuschreiben, der eine sagte seine Farbe sei lila, der eine zählte alle farben auf..
Als Antwort schrieb ich:
ich habe nicht Geschrieben das die Farbe Gottes grau ist, sondern das "meine" Farbe grau ist, und was noch ans Licht kommt ist, das ein Wort aus den Heiligen Schriften, nicht immer Wortwörtlich wahr zu nehmen ist, das nur eine farbe (ein einziges Wort) noch so viele "Farben" in sich Verbirgt..


- Schwarz symbolisiert oft den Mann, aber auch die dunklen, unbewußten Seiten der Persönlichkeit, vor denen man oft Angst hat. Schwarz ist die "Farbe" der Finsternis. Es ist die Farbe der Kreativität, da aus dem Dunkel alles geboren wird.
- Schwarz - Weiß verweist den Träumer auf die Integrierung seiner inneren Gegensätze.
- Grau verweist wie Grün auf die Mischung von Licht und Finsternis, allerdings ist Grün dem Leben, Grau eher dem Toten verbunden. Grau wird oftmals als langweilige Farbe angesehen. Grau ist die typische "Farbe" des Schattens in seiner Bedeutung als das Unbewußte.
http://www.traumdeutung-traumsymbol.....verzeichnis/f/Farben.html

30.09.2010

DUANIN GÜCÜ (Radyo istasyonu gibi çalışan beyin)

Amerikali araştırmacı Dr. N. J. Stowell duanın gücünü bilimsel olarak ıspatlamayı başardı.
Bu önemli araştırmayı kendisinden dinleyelim:

Tanrının insani bir tasavvurdan başka birşey olmadığına inanan koyu bir ateisttim.
Hayat sahibi, bizi seven ve kudret sahibi ilahi bir varlığa inanamıyordum.
Günün birinde bir kliniğin Patoloji labaratuvarında çalışıyordum. Görevim beynin yaydığı dalga boylarını ve bunların gücünü araştırmaktı. Araştırmalarımız sonucu beynin tıpkı bir radyo istasyonu gibi çalıştığını tespit ettik. Araştırmalarımız boyunca bundan daha fazlasını da tespit ettik. Birbirinden tamamen farklı özelliklere sahip bir dizi dalga boyları keşfettik.
Ekip arkadaşlarımızla beraber heyecanlı bir deney yapmaya karar verdik.
Ruhun bedenden ayrıldığı ölüm anında beyinde neler olduğunu gözlemleyecektik.
Bu deneyimiz için hastalığına rağmen neşesini koruyan, ruh hali ve morali normal gözüken bedenen durumu ağır ve beyin kanseriyle mücadele eden bir hanım hastada karar kıldık.
Bu hanım Hz.İsa’ya iman etmiş ve ömrü boyunca bu inanç ile yaşamıştı.
Ölümünden kısa bir süre önce çok hassas ölçümler yapabilen kayıt sistemimizi odasına kurduk. Bu sistem bize o son anda beyinde oluşan şeyleri gösterecekti.
Son sözlerini duyabilmek için yatağının üstüne mikrofonu bağlayıp yan odaya geçtik ve gözleme başladık.

Aklı selim 5 bilim adamıydık, içlerinde en katı ve en uyanık olanları da bendim. Ölçüm aletlerimizin önünde heyecanlı bir bekleyişe geçtik.
Ortada 0 noktası, sağa doğru 500 derece pozitif ve sola doğru 500 derece negatif ölçüm yapabilen bir ölçüm aracımız vardı. Aynı aletle kısa bir süre önce bir Radyo istasyonu üzerinden 50 Kw güç kullanarak bir mesaj yayımlamış, bu mesajı dünya etrafında dolaştırmış ve bize dönüşünde de 9 derece pozitif bir ölçüm kayıt etmiştik.

Hastanın durumu iyice ağırlaşmış ve artık son anlarına yaklaşmıştık. Kadın birden bire Rabbisine dua etmeye O’nu yüceltmeye başladı. Kendisine haksızlık eden bütün insanları affetmesi için O’na yalvardı: ‚‚biliyorum ki bütün güç ve kudret senin elindedir, hayatım boyunca bana yaşama gücü verdiğin ve beni gittiğim her yere taşıdığın için sana şükranlarımı sunuyorum.‘‘ Yaşadığı bunca olaya rağmen O’na olan sevgisinde hiçbir değişim olmadığını ve kurtarıcısı Mesihi görebilecek olmanın sevincini ve heyecanını dile getirdi. Bunun ardından kadının üzerine tarif edilmez bir huzur ve sevgi hakim oldu..

Bu tablo karşısında biz, ölçüm aletlerimizin başında adeta harap olmuştuk, ne için burda bulunduğumuzu dahi unutmuştuk, gözyaşlarımızdan utanmadan birbirimize bakınıp duruyorduk. Çocukluğumdan bu yana hiç bu kadar çok ağladığımı hatırlamıyorum öylesine etkilenmiştim. Kadın duaya devam ederken birden bire ölçüm aletimizden sesler gelmeye başladı, bi baktık ki ibre +500 e vurup duruyor. Bu ölçüm ile inanılmaz bir keşfe şahit olmuştuk:

Ölüm anında Allah ile bağlantıya geçen hasta bir kadının beyni, 55 Kw güçle bütün dünyaya yayımladığımız Radyo mesajından 55 kat daha güçlü bir etkiye sahipti,

Araştırmamızı geliştirmek amacıyla aynı deneyi inançsız bir insanla da yapmaya karar verdik, Hemşirelerden bize bu duruma uygun ölümcül bir hasta bulmalarını rica ettik,
Bir süre sonra aynı sistemle inançsız bir insanı ölüm anında gözlemlemeye başladık,
adam son derece sinirli ve ağzı bozuk biriydi, herşeye bağırıp çağırıyor yetmezmiş gibi Tanrı hakkında dahi ileri geri laflar ediyordu. Yine ölçüm aletimizden sesler geliyor, ve baktığımızda ibre -500 e vurup duruyordu. Bu gözlem sonrasında deneyimizin sonuna gelmiş, Allaha inanan ve inanmayan insanın durumunu bilimsel olarak ıspatlamıştık. O anda ateist dünya görüşüm sarsılmıştı, imansızlığımın ne kadar gülünç birşey olduğunu kendi gözlerimle görmüştüm. Düşüncelerin bu kadar büyük bir etkiye sahip olduğunu kim tahmin edebilirdi ki? Sadece ölüm anında değil, her AN’da?

Nereye gidiyor bunca enerji? Uzayın derinliklerine mi yükseliyor? Orada ne yapıyor?

Bu deney sonunda bir şeyden emin oldum, düşüncelerimizle her an dünyaya ve kaderine etki ediyoruz, ve dahası; insanlar kendilerini hasta ve güçsüz de hissetseler aslında çok önemli bir görevleri var: dualarıyla dünyayı daha iyi bir yörüngeye sokmak. Hiçbir dua ve düşünce yok olmuyor, enerjisi dünyayı sarıp kuşatıyor. Hikayenin ikinci kısmı da çok önemli, olumsuz düşüncelerin ne kadar zararlı olduğunu görüyoruz, onlar da bir enerji oluşturuyor ve dünyaya yayılıyorlar.

Otto Roesermoeller’in: Öte alemden yardım, duanın etkileri. Dua ile meydana gelen ani iyileşimlerin tıbbi tutanakları kitabından tercüme edilmiştir. (Karl Rohm- yayınevi)

26.06.2010

Wenn ich eines Tages..

"Wenn ich eines Tages ein Tropfen Flüssigkeit nehmen muss um weiter zu Leben, oder wenn ich eines Tages an einer Maschine Gebunden Leben muss, dann Zieh bitte den Stecker mein Schatz, machst du das für mich?"

Sie sagte "Natürlich mein Schatz, für dich mache ich alles"
und stand danach auf zog den Stecker vom Pc und warf das ipod in den Mülleimer..

17.06.2010

1001 Namen: YA HAMiM

Ha und Mim sind 2 Buchstaben des Arabischen Alphabets wenn sie zusammen kommen bilden sie einen Namen von Allah: HAMIM
Bedeutet

herzlich, innig, aufrichtig, ehrlich, familiär, freundlich, offen, offenherzig, traulich, vertraut.

Wenn du an deiner eigenen Ehrlichkeit innerlich verzweifelst, wenn du dich nicht wie dich selber fühlst wenn du an einem Unbekannten Ort bist wo du dich nicht richtig Ausdrücken kannst und nur lächelnd den JA Sager spielst, Empfehle ich dir diesen Wundersamen Namen zu Rezitieren.
(YA HAMIM min. 99* mal am Tag, nach ein paar Tagen wirst du den Unterschied Erkennen inschaallah).

14.06.2010

Allah’ı görebilir miyiz?

Bir gün kücük bir çocuk kendisinden biraz daha büyük olan ablasına Allah hakkında merak ettiği bir soru sordu. “Susie, insanlar hiç Allah’ı görebilir mi?”

Kendi işleriyle meşgul olan Susie fazla umursamadan yanıtladı: “Tabi ki hayır akılsız, Allah Cennet’te ve o kadar uzaktadır ki O’nu kimse göremez.”

Aradan zaman geçmişti ama soru çocuğun aklına takılı kalmıştı, belli ki ablasının cevabı onu tatmin edememişti. Bu yüzden annesine de sormaya karar verdi: “Anne, bir insan Allah’ı görebilir mi?” “Hayır, hiç sanmıyorum,” dedi kadın yumuşakça. “Allah manevi bir varlıktır, onu kalbimizde hisseder ama hiç bir zaman gerçekten göremeyiz.”

Bu cevap öncekinden daha açıklayıcı idi, fakat küçük çocuğun merakı yine de geçmemişti. Aradan çok geçmeden, yaşlı bilge dedesi küçük çocuğu balık tutmaya götürdü.

Balık tutarak çok iyi vakit geçiriyorlardı. Güneş batmaya başlamıştı ve ortaya muhteşem bir manzara çıkmıştı. Büyükbabası bu güzelliğin büyüsüne kapılmış bir şekilde sessizce batan güneşi izliyordu.

Büyükbabasının yüzündeki derin huzur ve tatmin olmuş ifade çocuğun dikkatini çekmişti, biraz düşündü ve çekinerek büyükbabasına da cevabını çok merak ettiği soruyu sordu:

“Büyükbaba, be..be.. ben aslında başkasına soracaktım ama, hani merak ediyorum ki sen bana uzun zamandır merak ettiğim bir sorunun cevabını verebilir misin diye... Hiç kimse, yani biz Allah’ı görebilir miyiz?”

Yaşlı adam kafasını bile çevirmedi. Uzun bir süre sessiz kaldıktan sonra cevap verdi. “Bak oğul” dedi yavaşça, “öyle anlar oluyor ki O’ ndan başka hiçbir şey göremiyorum.”

12.06.2010

O'ndan O'na

Onun peygamberi O'dur... Yani kendisi. O'nun risaleti O'dur... Yani Elçisi O'dur. Yani kendisi... O, bir elçi gönderdi; Kendisinden... Kendisiyle, kendisine... Ne sebep, ne vasıta... Bunlar yok... Çıkar bunları aklından... Elçiyi gönderen... Elçinin getirdikleri... Elçinin kendisi... Ve elçinin geldiği kimse... Bunların hepsi aynı varlıktır; Tek şeydir. Aralarında hiç bir fark, değişiklik ve ayrılık yoktur. Bir beka vücudunun harflerini düşünün... Bu onun varlığıdır; vücududur... Başka yok... Onun gayrı için bir vücud düşünülemez... Hatta yokluğu da. Yani fenası da. Hatta ne ismi, ne de müsemması düşünülebilir. Sakın ha... Çok sakın... Bu manaları inkara kalkmayasın; Sonra... Yanarsın... Çünkü delilimiz kesindir, sağlamdır. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurdu: "Bir kimse ki, nefsini bildi; Gerçekten Rabbını bilen o oldu..." Çünkü Resulüllah (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurdu: "Rabbımı, Rabbım'la bildim..." Ona, Allah-ü Taala salat ve selam eylesin...


Cümle eşyanın varlığı, Hakkın varlığıdır... Ama, onların bir varlığı olmadan... (...)Meselâ demiyesin ki; Allah-ü Taâlâ, mahluktur.. Yani bu gördüğün yaratılmışlar... Bazı irfan sahipleri dedi ki: - Tam bir sofi vasfını alan kimse, mahluk olamaz... Yani yaratılmış bir şey değildir... Şüphesiz bu tabir doğrudur. (...)Ancak, dikkat gerek... Bu vasıf, rastgele herkese verilemez... Bir sofi'nin öyle bir vasfa lâyık olması için; tam bir keşif gerek... Sonra cümle şeklerin(şüphe) eriyip gitmesi gerek... Sonra bütün vehim kırıntıları da silinmelidir... İşte... bundan sonradır ki; yukarıdaki vasfı almaya, o sofi lâyık olur... Bu vasfı ki aldı... Onda, daha başka şeyler aranmaya başlanır. Öyle seciyeye sahip olmalıdır ki; gerek bu âlem, gerekse, bu âlemin bitişi ile başlayan ebedi âlem, onun gönül evinde çok ufak kalsın... (...)Hakiki hulk yani seciye, cümle âlemlerden çook çok daha geniştir... Bu bapta söylenecek söz, özet olarak bundan ibarettir... Şimdi... Anlatılmadık, bir şey kalmadı... Ne var ki; biraz daha ilerlemek icap eder... Buraya kadar anlatılanları, daha iyi anlamaya çalış... Ve bil ki gören ve görülen.. Var olmuş olan ve var eden... Anlayan, anlaşılan... bilinen ve bilen... Yani Ârif ve maruf... Vücud ve mevcud... İdrâk edilen ve idrâk eden... Bütün bu anlatılanlar, bir şeydir. Aynıdır... Tek şeydir. Başka yol arama.

(MUHYİDDİN ARABİ)

9.06.2010

Weisheit der Propheten (e-book)

eine Übersetzung von füsus ul Hikem von Muhyiddin Arabi (Friede sei auf ihm).